04 Ekim 2022

KALKIŞMANIN ÖNCÜLLERİ

  • 1.602 kez görüntülendi

Bediuzzaman Hazretlerinin “ euzü billahi minessiyase”  ‘Siyasetten Allah’a sığınırım’ sözünü tutarak siyasetten uzak durdukları,  “Cebrail ben siyasi parti kurdum, yanıma gel dese onu dinlemem .” diyerek siyasetle ilgilerinin olmadığı gibi bir izlenim oluşturan Gülen hareketi, doksanlı yıllardan itibaren devletin kılcal damarları  içine sızarak bir çok kademeye yerleşen mensuplarının yönetimi ele geçirme gizli planları 2000’li yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır.

Görünürde siyasetle, yönetimle, hükümetle bir işlerinin olmadığı algısını oluşturan Gülen hareketi, doksanlı yıllardan sonra siyaset ve yönetime yakınlaştıkları görülmektedir. Her liderle bir fotoğraf vermeyi ihmal etmeyen Fethullah Gülen  uluslar arası ve dinler arası diyalog söylemleriyle yavaş yavaş yönetime ısınmaya başladığı söylenebilir.  Hakkında başlatılan soruşturmalar neticesinde doksanlı yıllarda sağlık sorunları nedeniyle Amerika’ya kaçan ve orada sınırsız oturum alan liderleri bağlılarını oradan yönlendirme işlevini sürdürmüş, medya, sosyal medya, internet aracılığı ile vereceği mesajları mensuplarına kolaylıkla iletmiştir.  Yurt içinde dergi, gazete, banka, internet siteleri kurup okullar, dershaneler, yurtlar açıp iletişim ve örgütlenmelerini gerçekleştirmiştir.

Bağlılarını yargı, askeriye, emniyet, eğitim gibi devletin önemli mekanizmalarına yerleştirmişlerdir. Hedefe giderken her yol meşrudur diyen makyevelist anlayışı benimsemişler ve gerek takiyye ile gerekse dini söylemlere aykırı işleri (gerektiğinde Cuma kılmamışlar, gerektiğinde içki işret alemlerine katılmışlar, gerektiğinde eşlerinin başlarını açmışlar…) yaparak ilerlemelerini sürdürmüşlerdir. Öyle ki genelkurmay odalarına, kozmik odalara, istihbarat birimlerine varıncaya kadar sızma işlemi devam etmiştir. Aynı zamanda hükümetle de aralarını iyi tutarak bir çok atama işlemini rahatlıkla gerçekleştirmişlerdir. Bazı atamaların hükümet tarafından yapılmamasıyla başlayan gerginlik, bazı isimlerin milletvekili adayı gösterilmemesiyle devam etmiştir. Nitekim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Paralel yapıyı ilk 7 Şubat 2012’deki MİT olayında fark ettik” demiştir.

Bundan sonra kılıçlar çekilmiş ve siyasetle/hükümetle ilgisi olmayan, suya sabuna dokunmayan Gülen hareketinin içinde gizlediği ‘yönetimi ele geçirme’ planları işlemeye başlamıştır.On beş temmuz darbe kalkışmasından önce meydana gelen olaylar kalkışmanın ayak sesleri olarak nitelendirilebilir.  Mit müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağırılması, mit tırlarının durdurulması, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun odasının gizli Suriye toplantısı sırasında gizlice kayda alınması, Rus uçağının düşürülmesi, 17/25 aralık olayları, gezi olayları ve benzerlerini sayabiliriz. Olayları kısa kısa hatırlayalım.

Mit müsteşarı Hakan Fidan, Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya, Başbakan’ın İstanbul’da ameliyat olacağı saatlerde Müsteşar ile bazı MİT’çileri KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağırdı. Fidan, önce başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ nı aramış, ulaşamayınca Cumhurbaşkanı’nı aradı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, savcıdan davet telefonu alınca Başbakan’ı aradı. Erdoğan’a ulaşamayınca Cumhurbaşkanı Gül’le görüştü ve “İfadenizi verin, problem çıkmaz” cevabını aldı. Fidan’ın ifade vereceği saatler, Başbakan’ın ameliyat için narkozlu olduğu zamana denk gelecekti. Ameliyat saati son anda değişti. Fidan’ın telefonuna dönen Erdoğan, “İfade vermeye gitme” talimatını alınca ifadeye gitmedi. Sonradan anlaşıldı ki önce Hakan Fidan’ ı içeri alıp Başbakanı kendilerine ait hastanelerinde öldüreceklerdi. https://www.yenisafak.com/gundem/erdogani-oldureceklerdi-hakan-fidan-onledi-2173450

“MİT Müsteşarı Hakan Fidan daha 2012 Şubat ayında Fethullahçı örgütlenmenin polis ve yargı kanatları tarafından, üstelik PKK bağlantısı iddiasıyla hedef alınmıştı. Fethullahçıların hedefinin MİT üzerinden Erdoğan olduğu açığa çıkmıştı.” https://yetkinreport.com/2019/07/15/15-temmuz-15-soru/

Fethullahçı emniyet ve yargı mensupları, 2009’da Bülent Arınç’a suikast düzenleneceği iddiasıyla Özel Kuvvetler Komutanlığında, devletin en gizli bilgilerinin saklandığı “Kozmik Oda”ya girmesi, Türkiye’nin şimdiye kadarki en büyük casusluk olayı sayılan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun odasının gizli Suriye toplantısı sırasında gizlice kayda alınması, Süleyman şah türbesinin değiştirilmesi kararının basında yer alması hükümeti zor duruma düşürdü.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Taksim Meydanı civarında yapılması planlanan proje, 2013 Mayıs’ının son günleri ve Haziran ayı boyunca ülke gündemini önemli ölçüde meşgul etti. Bir belediyenin kendi sınırları dâhilinde hayata geçirmek istediği projeye yönelik getirilen eleştiri ve yapılan protesto gösterilerinin sınırlarını aşması ve belediyeden ziyade iktidarın eleştiri oklarının odağına getirilmesi, bir aylık süre boyunca ülkede iktidar-muhalefet gerilimini beraberinde getirdi. Projeyi hayata geçirmek isteyen iradenin yerel yönetim olmasına rağmen, protestoların mevcut iktidara karşı meydan okumaya dönüşmesi, sivil inisiyatifin demokratik bir olgunluk çerçevesinde yerel yönetimin bir kararını eleştirmenin ötesine geçerek 11 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarına karşı beslenilen öfke ve kinin dışa vurumu olarak karşımıza çıktı. http://darbeler.com/2015/05/18/demokratik-gorunumlu-ama-demokrasi-karsiti-sivil-darbe-girisimi-olarak-gezi-olaylari/

17 Aralık darbe girişimi isimsiz ihbar mektuplarıyla başlatıldı. İsimsiz ihbarlarla soruşturma açılması ve bunların delil yapılması kanunda suç olmasına rağmen FETÖ’cü savcılar, aldıkları emir doğrultusunda operasyon talimatı verdi. Yapılan ihbarlar, İhbarı yapanların adreslerine bakılmaksızın delil kabul edildi. Ancak aynı adresten tam 12 ihbar yapılmıştı. FETÖ tarafından gerçekleştirilen 17 Aralık darbe girişimi öncesi çok sayıda siyasetçi, gazeteci ve iş adamı hakkında, farklı isimlerle dinleme kararı çıkarıldı. Dinleme kararı çıkarılan kişinin sahte isimlerle dinlemeye alınması FETÖ’nün hukuk tanımaz operasyonunu ortaya koydu. Yasa dışı dinlemeleri engellemek ve mahkemelerin verdiği dinleme kararlarının yasal çerçeveye uygunluğunu kontrol etmek için kurulan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) da, FETÖ’nün yasadışı dinlemelerine çözüm olamadı. 17 Aralık darbe girişiminin başında bulunan Celal Kara, gerçek hedefin Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hedef bendim. Oğlum üzerinden bana ulaşacaklardı” açıklamasını yorumlayan Celal Kara, “Bizim dosyamızda Bilal Erdoğan ile ilgili bariz bir şey yoktu. Ama Başbakan ile ilgili bir şeyler çıkardı. Bence Erdoğan işin içindeydi” diyerek, asıl hedefin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu ve Bilal Erdoğan hakkında herhangi bir delil olmadığını itiraf etti. Cumhuriyet 25 Ocak 2015 tarihli “1 numara Erdoğan’dı” başlıklı haberinde, FETÖ’cü savcı Celal Kara’nın 17 Aralık’taki asıl hedefin Erdoğan olduğuna ilişkin itirafına yer verdi. https://www.sabah.com.tr/gundem/2019/12/25/fetonun-yargiya-darbe-girisimiyle-kirli-yuzunu-gosterdigi-surec-17-25-aralik

Türk hava sahasını ihlal eden bir savaş uçağı, saat 09.30 sıralarında TSK’ya ait iki F-16 uçağı tarafından angajman kuralları gereğince vuruldu.

Vurulan savaş uçağının, Türkmen bölgesine bağlı Yamani köyündeki çadırların üzerine düştüğü öne sürüldü.

Söz konusu uçağın SU-24 tipi Rus savaş uçağı olduğu belirtildi. Genelkurmay Başkanlığı’ndan konuyla ilgili yapılan açıklamada, saat 09.20’de Yayladağı bölgesinde Türk hava sahasını ihlal eden milliyeti bilinmeyen bir uçağın 5 dakika içinde 10 kez ikaz edildiği belirtildi. https://www.ntv.com.tr/turkiye/rus-savas-ucagi-dusuruldu,_mP74HrTmEe3cc8qXBIqrA

FETÖ’nün kriptolu haberleşme ağı ByLock’ta iki mahrem imamın yazışmalarında, Rus uçağının düşürülmesiyle ilgili “(Hükümeti) tufaya düşürdük” itirafı yer aldı. ByLock yazışmalarının ortaya serdiği kumpası, o günlerde yaşananlar da destekliyor. Edinilen bilgiye göre, olay günü Rus uçağa angajman kuralları tam anlamıyla uygulanmadı. Angajman uygulama direktifi isteğini yapan FETÖ’cü General Hasan Hüseyin Demirarslan’ın, ‘gizli’ nitelikteki direktifi, usullere aykırı şekilde alt komutanlıklara göndermesi de dikkat çeken bir diğer ayrıntı oldu. Bu yolla, FETÖ’cü pilotlara uçak düşürme talimatı doğrudan verildi. Uçak vurulduğu sırada İstihbarat Başkanına FETÖ’cü general Gökhan Şahin Sönmezateş vekalet ediyordu, Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi Komutanı FETÖ’cü general Kemal Mutlum, Hava Harekat Merkezi Komutanı ise FETÖ’cü General Recep Ünal’dı. https://odatv4.com/rus-ucagi-dusurulmeden-onceki-gizli-yazismalar-ortaya-cikti-05012030.html

Tüm bu olaylar bize liderliğini Fethullah Gülen’in yaptığı Gülen hareketi ile AK Parti hükûmeti arasında medya, sosyal medya, emniyet, yargı ve yasa değişiklikleri yoluyla genişleyen çatışmalar yaşandığını, Fethullahçıların her bir  olayın içerisinde bizzat yer aldıklarını ve dış güçler tarafından da desteklendiklerini, Hükümete karşı her türlü olayı kullandıklarını ve bu olayları organize ettiklerini açıkça göstermektedir. Yukarıda bir kısmı bahsedilen olayları örgütleyen Fethullahçılar, hükümeti epeyce yıpratmışlar ancak bunlardan umdukları neticeleri alamadıklarını görünce artık son çare olarak askeri devreye sokmaya karar verip 15 Temmuzda yapmayı planladıkları darbe ile ilgili çalışmalara girişmişlerdir.

http://kayserianahaber.com/-yeni-kalkismanin-onculleri_m5024.html

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.