01 Haziran 2023

RAHMET KAPILARINDAN GİRİP MERHAMET YAĞMURLARINDA ISLANDIK MI?

  • 2.249 kez görüntülendi

Bir Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz Ramazan ayı için: “Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur.” (İbn-i Huzeyme, Sahih; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 5/223; es-Saati, el-Fethu’r-Rabbânî, 9/233; el-Hindi, Kenzu’l-Ummal, 8/477) buyurmaktadır.

Hadiste Ramazan ayı üç bölüme ayrılmaktadır. Birinci bölümrahmetgünleri, ikinci bölümmağfiret günleri, üçüncü bölüm ise cehennemden azad günleridir.

Rahmet ne demektir? Rahmete nasıl ulaşılır? Her gün neredeyse 40 defa nafile kılınırsa daha fazla okuduğumuz Fatiha suresinde Allah (cc) Alemlerin Rabbi olduğu, Rahman ve rahim olduğunu, din gününün sahibi olduğu ifade etmektedir.

Rahmet, “merhamet etmek, severek ve acıyarak korumak”, isim olarak “şefkat, merhamet” anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de 114 yerde geçen rahmet kelimesi doksan iki yerde zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilmiştir. Buhârî ile Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste (“Edeb”, 19; “Tevbe”, 17-19) Resûl-i Ekrem, Cenâb-ı Hakk’ın, rahmeti 100 parçaya ayırıp birini yeryüzüne yönelttiği, bu sayede bütün canlıların merhamet duygusu ve içgüdüsüyle davranışlar sergilediği, geride kalan doksan dokuz merhametini ise âhiret hayatına bıraktığı bildirilmiştir. Resûl-i Ekrem, “Ben rahmet peygamberiyim” derken (Müslim, “Feżâʾil”, 126; Tirmizî, “Daʿavât”, 118) herhalde, “Seni âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik” meâlindeki âyete (el-Enbiyâ 21/107) atıf yapıyordu. Esasen onun müminlere kendi canlarından daha yakın olduğu da ifade edilmiştir (el-Ahzâb 33/6). https://islamansiklopedisi.org.tr/rahmet

Hazret-i Mevlânâ“Şems bana bir şey öğretti: «Dünyada bir tek mü’min üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin!» Biliyorum ki yeryüzünde üşüyen mü’minler var; ben artık ısınamıyorum!”

Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerde “Allah, rahmetini yüz parçaya ayırmıştır. Doksan dokuz parçasını kendi katında alıkoymuş, birini yeryüzüne indirmiştir. İşte varlıklar bu  bir parça rahmet sebebiyle biribirlerine acırlar. Hatta hayvanlar, yavrusunun üzerine basacağı endişesiyle ayağını çekip kaldırır.” (Buhârî, Edeb 19; Müslim, Tevbe 17, 19),  “Eğer kâfir, Allah’ın katındaki rahmeti kavrayabilse, asla cennetten ümidini kesmez” (Buhari, Rikak 19) buyurmaktadır.

Hz. Peygamber ve ordusu altmış üç yıllık hayatının en büyük zaferine yol almaktadır. On bin kişilik bir ordunun başında baba ocağı, ana vatanı Mekke’nin kapısına dayanmak üzeredir. Artık bütün Arabistan hâkimiyetini tanımıştır. Ordunun en önünde ilerlerken yolları üzerinde yeni doğum yapmış dişi bir köpekle yavrularını görür. Arkadaşlarından Suraka oğlu Cuayl’i çağırarak emir verir.“anneyle yavrularının önünde duracak ve ordunun tamamı geçinceye kadar onlara nöbetçilik edip, ezilmekten koruyacaksın.”

Dişiyle yavruları rahatsız edilmemiş fakat on bin kişilik Fetih ordusu istikametini değiştirmiştir.

Zeyd, 3 ya da 5 yaşlarında iken çok sevdiği ve adını Umeyr koyduğu küçük bir kuşu vardı. Efendimiz (SAS.) her gördüğünde ona “Umeyr’in Babası” anlamına gelen “Ebu Umeyr” diye hitap ederdi. Bir gün Zeyd’in kuşu öldü ve Zeyd çok üzüldü. Zeyd’in üzüntüsünü duyan Peygamber Efendimiz o günlerde çocuğun evine taziyeye gitti. Zeyd’i neşelendirmek için, “Ya Ebu Umeyr! Senin Nüğayr (serçeye benzeyen küçük kuş) ne oldu, hayvanı ne yaptın?” diye sordu. Bu soru Zeyd’i güldürdü. Allah Rasûlü Zeyd’i kucağına aldı, saçını okşayıp öptü, teselli etti.

Peygamber Efendimiz’in (SAS.) yanında yetişen Hz. Enes, şöyle anlatıyordu:

“Allah Rasûlü’ne on yıl hizmet ettim. Bana bir kere bile ‘öf’ demedi. Yaptığım bir iş hakkında hiçbir zaman ‘niçin böyle yaptın’, ‘şöyle yapsaydın’ dediğini duymadım. Bir işi güzel yapamadığımda bana kızmadı, beni kınamadı. Ben, Allah Rasûlü’nün surat astığını bile görmedim.”

Peygamberimizin hadislerinden ve yaşantısından anlıyoruz ki O bir rahmet, merhamet ve şefkat peygamberiydi. Bizler de onun ümmeti olarak tüm varlıklara karşı rahmet, merhamet ve şefkat dolu olmalıyız.

İkinci bölüm günleri mağfiret günleridir. Mağfiret nedir? Kimler mağfiret olur? Nasıl mağfiret olunur?

Mağfiret, sözlükte “örtmek, gizlemek, birinin kusurunu ifşa etmeyip bağışlamak” mânasına gelen gafr (gufrân) kökünden türemiştir. Allah’a nisbet edildiğinde “kulunun günahını örtüp kusurunu bağışlaması” anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, Allah’a izâfe edilen mağfireti kulunu azap görmekten koruması şeklinde yorumlamıştır. Aynı kökten gelen istiğfâr “kişinin kusurunun bağışlanmasını Allah’tan talep etmesi” demektir. İsfahânî’ye göre bu talebin hem söz hem fiille olması gerekir; aksi halde istiğfar kişiyi yalancı durumuna düşürür (el-Müfredât)

İnsan ne kadar çaba sarfetse de kendi ölçüleri çerçevesinde bile ideal bir kişi olamaz. Hayatında yaratana ve yaratılmışlara karşı yanlış davranışlarda bulunmadığını kendi vicdanında kabul edecek birinin mevcudiyetini düşünmek kolay değildir. Bu açıdan bakıldığında en büyük saygıya lâyık olan Allah’ın kendisine karşı işlenen hataları affetmesi kişinin hayata bağlanmasını sağlamakta, ebedî âlem hususunda ümitsizliğe kapılmasını önlemekte ve onu yapıcı bir psikolojiye yükseltmektedir. Bu konudaki âyetlerin genel muhtevasından anlaşılacağı üzere affedicilik geniş kapsamlı ilâhî bir vasıf olmakla birlikte gerçekleşmesi insanda bulunması gereken bazı niteliklere bağlıdır. Bunların başında tereddütsüz iman gelir. Birçok âyette buna yararlı davranışlar da (amel-i sâlih) eklenmiştir. Enfâl sûresindeki âyetlerde (8/2-4) Allah katında yüksek dereceler, mağfiret ve tükenmez rızkın vaad edildiği tereddütsüz imanın vasıfları şöyle sıralanmıştır: Allah’ın anılması halinde kalbin korkuya yaklaşan bir saygıya bürünmesi, Kur’an âyetlerine vâkıf olunduğu oranda imanın pekişmesi, Allah’a tevekkül edilmesi, namazın kılınması ve Allah yolunda harcama yapılması.

Kur’an ve sahih hadislerden oluşan naslarda Allah’tan samimiyetle mağfiret dilenmesi halinde şirk dışındaki bütün günahların affedileceği belirtilmektedir. https://islamansiklopedisi.org.tr/magfiret

Bazı hadislerde kul hakkının da affedilmeyeceği belirtilmiştir. Şirk ve kul hakkı dışındaki günahlar tevbe-i nasuh (“Hâlis ve samimi tövbe” anlamına gelen bu terkip İmam Mâtürîdî tarafından “kişinin yaptığı kötülüğe kalben pişman olması, bir daha işlememeye azmetmesi, elini günahtan çekmesi, diliyle Allah’tan bağışlanma talep etmesi, daha önce günahla zevk kazandırdığı bedenini bu zevkten uzaklaşma yolunda kullanması” şeklinde açıklanmıştır) ile Rabbimiz tarafından affedilmesini umarız. Kişiye ya da topluma karşı işlenen kusurlarda telafi etme yoluna gidilmesi,kişilerden helallik alınması, topluma karşı işlenen kusurlarda da hak sahiplerine haklarının verilmesi gereklidir.

Allah Teâlâ, dilediği kulunu bir sebeple veya sebepsiz olarak da affedebilir. Bununla birlikte müʼmine düşen, bütün kulluk vazifelerini elinden geldiği kadar yaptıktan sonra, sâlih amellerine de, döktüğü gözyaşlarına da güvenmeyip dâimâ tevbe-istiğfâr ederek Allâhʼın af ve mağfiretini ümîd etmektir. Gafletin en büyüklerinden biri de, Allâhʼın rahmet, mağfiret, lûtuf ve kereminin sonsuzluğuna güvenerek; “Nasıl olsa hepsi affedilir.” zannıyla ilâhî emir ve nehiylere lâyıkıyla riâyet etmemek, haramların dehşetli âkıbetini umursamamaktır. Allâhʼın Gafûr ve Rahîm olduğunu düşünüp, Oʼnun aynı zamanda Azîzün züʼntikām ve Kahhâr olduğunu göz ardı etmektir. https://www.islamveihsan.com/magfiret-ne-demek.html

Ramazanın bu günlerinde mağfiret edilmek için üzerimize düşeni yerine getirmeliyiz. İşlediğimiz günahlara, kusurlara tevbe edip Allah’tan af dilemeliyiz. Kişi ve topluma karşı işlenen kusurlar varsa onları telafi etme yoluna gitmeliyiz. Şartlarına uygun nasuh tevbe ile Rabbimize yönelmeliyiz.

Ramazan ayının son bölümü ise cehennemden kurtuluş günleridir. Gönlümüzü kaplayan kir ve pasları Ramazan ayında temizleyip arındırabiliriz.  Rahmet günlerini değerlendirip mağfiret günlerinde tevbe eden, bir daha işlememek üzere af dileyen kulları Rabbimiz bu son günlerde Rabbimizin affedeceğini umarız. Çünkü rahmeti, mağfireti geniştir. Rahmeti gazabından fazladır.

Ramazanı iyi değerlendirmeli ve kendimize şöyle sormalıyız. Rahmet kapılarından girip merhamet yağmurlarında ıslanarak bedenimizi ve ruhumuzu kirlerden arındırıp, günahlardan uzaklaştırabildik mi? Temizlenip, arınıp mağfiret edilen/affedilen kullardan olabildik mi? Salihlerden, muhsinlerden, iyilerden olabildik mi? Cehennemden azad edilebildik mi? Cennetle ve cemalle müşerref olacak kullar zümresine ilhak olunduk mu..?

https://www.kayserianahaber.com/-yeni-rahmet-kapilarindan-girip-merhamet-yagmurlarinda-islandik-mi-_m5647.html

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.