04 Ekim 2022

DARBELER VE DARBELER (I)

  • 1.692 kez görüntülendi

Osmanlı devletinde ayaklanma, isyan, başkaldırı adı verilen birçok şekli olan darbenin Cumhuriyet Türkiyesi’ nde de değişik usül ve biçimleriyle görmekteyiz. Adına ihtilal, muhtıra, bildiri, post modern darbe, kalkışma, girişim gibi birçok isim verilmiştir. Neden böyle bir darbe yapma gereksinimi olur? Neden 10 yılda bir darbe ihtiyacı olur? Bunu kim ya da kimler neden ister? İç güçler mi dış güçler mi? gibi yüzlerce soru sorulabilir. Darbelerin anatomik yapısını inceleyen Miral Köktürk şöyle bir açıklama da bulunur: “Darbelerin anatomik yapısında, halktan destek alma adımı çok önemli. Bunun için de gerilim olmalıdır. Hele gerilimin çatışmaya dönüşmesi darbecilerin ekmeğine yağ değil bal sürer. Ülkede kaos oluşturmak için düzenlenen örtülü oyunlar, halkı “darbe olsun da kurtulalım” diye düşünmeye sevk eder.” http://www.demokrasidebirlik.org.tr/3226/darbelerin-anatomisi-ve-derin-cete

Milliyet Gazetesinden Hasan Cemal ise:” … Bir araç olan askeri darbe ile ‘devrim’in önünü açacaktık çünkü…
Öyle inanıyorduk…” diyor ve devam ediyordu:” Önce askeri bir darbeyle parlamentonun ve partilerin kapısına kilit vurulacaktı.  Ve Moskova’da pişirilen ‘kapitalist olmayan yol‘dan devletçi bir düzene doğru yol alacaktı Türkiye… Devrim dergisinde, bir yandan demokrasinin bizim gibi ülkelere neden yaramadığını anlatan yayınlar yaparken, öte yandan ‘kapitalist olmayan yol’a girmiş ülkelerle ilgili yazıları hiç eksik etmiyorduk” diyecektir. http://www.demokrasidebirlik.org.tr/3286/darbecilikten,-cuntaciliktan-demokrasi-kahramanligina

Yine Milay Köktürk yazısında şunları belirtmektedir. “Sonuç olarak; Türkiye özelinde askeri darbelere sebep teşkil eden ana unsurlar şunlardır: 1. Osmanlıdan kalan gelenek 2. Ordunun sahip olduğu nitelik ve yapılanma 3. Siyasetçilerin ve siyasal sistemin gelişmişlik derecesi 4. Uluslararası etkiler sosyolojik, kültürel ve ekonomik sebepler.”

Dr Atilla Özsever Birgün’deki yazısında ise: “Türkiye’deki askeri darbelerin arka planında, ekonomik, sosyal, siyasal sorunlar ve sınıf ilişkileri var. Bu arka planı, şu dört faktöre göre açıklamak mümkün:

Mevcut sermaye birikim modelinin tıkanması                                                                                         Emperyalist güçlerin etkisi,                                                                                                                      Toplumsal hareketlenme ve özellikle emek mücadelesinin güçlenmesi,                                                    Egemen sınıflar arasındaki iç çatışma ve parlamenter sistemin buna çözüm bulamaması.” https://www.birgun.net/haber/15-temmuz-ve-darbelerin-anatomisi-262465  Görüşlerin ifade edilmesi toplumsal bir gereksinimdir. 1946 yılında tek partili sistemden çok partili hayata geçen Türkiye’de farklı görüşler de artık var olacaktır. 1950 yılında yapılan seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı kaybetmiş hükümeti Demokrat Parti kurmuş ve 1960 yılına kadar ülkeyi yönetmişti.  

Askeri Darbeler  “DP, Arapça Ezan yasağını kaldırılması ile birlikte “Cumhuriyetçi yapıyı yıkmaya çalışmak ve Cumhuriyete ihanetle itham edilmiştir” https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/1960-darbesi-27-mayis-1960-1388

ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk darbesi, 27 Mayıs 1960‘da, Demokrat Parti‘nin (DP) “Türkiye’yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü” gerekçesiyle, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki bir grup subayın ülke yönetimine el koymasıyla gerçekleştirilmiştir. 

DP iktidarının son dönemlerinde ülkede yaşanan gerilim, zaman zaman şiddetle kendisini gösterdi.

Muhalefet partisi CHP’nin genel başkanı İsmet İnönü, bazı yurt gezilerinde saldırıya uğradı. Üniversite öğrencileri, hükümet aleyhine gösterilere başladı. İstanbul Beyazıt Meydanı’nda üniversite öğrencilerinin eylemi sırasında Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz, polis kurşunuyla hayatını kaybetti.

Ülkede yaşananlar nedeniyle İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan edildi. Ankara’da, 5 Mayıs 1960’da bir öğrenci grubu, ”555K” yani “5’inci ayın 5’inde saat 5’te Kızılay’da” koduyla gösteri düzenledi. 21 Mayıs’ta da Harp Okulu öğrencileri sokağa çıktı ve Zafer Anıtı’na kadar ”sessiz” yürüyüş yaptı.

Olaylardan rahatsızlık duyan Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bazı general ve subayların oluşturduğu 38 kişilik Milli Birlik Komitesi, “DP’nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü” gerekçesini ileri sürerek, 27 Mayıs sabaha karşı yönetime el koydu. Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından Ankara Radyosu’ndan okunan bildiriyle ”ihtilal” duyuruldu.

Bildiride, şöyle denildi:

“Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekâta Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak, idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.

Milli Birlik Komitesi, Anayasa ve TBMM’yi feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükümet üyeleri, DP’li milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile asker ve bazı üst düzey kamu görevlileri gözaltına alındı.

Yassıada’daki yargılamalar ise 14 Ekim 1960’ta başladı, 15 Eylül 1961’de karara bağlandı. Toplam 19 dosyada toplanan davalar, “anayasayı ihlal” davasıyla birleştirildi. 592 sanıktan 288’i için idam istendi. Kararı açıklayan Yüksek Adalet Divanı, 15 sanığı idam cezasına çarptırdı.

Eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar, eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam kararları oy birliğiyle alındı. 77 yaşındaki Bayar hakkındaki karar, yaş haddi nedeniyle müebbet hapis cezasına çevrildi.”  https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turkiye-cumhuriyetinin-ilk-darbesi-27-mayis/578371

Türkiye Cumhuriyeti böylece ilk askeri darbesiyle tanışmış oldu. Yüzlerce insan hapsedilmiş, onlarcası da idam edilmişti. Adnan Menderes’in idam edilmesi hala içimde bir sancı olup yüreğimi kemirmektedir. Her ne kadar TBMM tarafından 11 Nisan 1990’da kabul edilen kanunla, Adnan Menderes ve onunla idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edilmiş Kendisine bir anıtmezar yapılmış olsa da içimdeki bu sancıyı dindirmediği gibi, ölen kişiyi de geri getirmemektedir. Ancak olsa olsa teselli ikramiyesi amorti gibi bir şey olur.

Yargılananlardan birisi de ünlü şair Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Darbe günü şairimiz de tutuklananlar arasındadır. Yassıada’yı, “Yassıada” şiirinde şöyle anlatmıştı:

“Bilmiyor gülmeyi, sakinlerin binde biri,
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada.
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür,
Mavi bir gözde elem katrasıdır yassıada!”

“9 Temmuz tarihinde de halk oyuna sunulan Anayasa % 61.5 ile kabul görmüştür. 15 Eylül’de tutuklanan DP’nin 32 üyesi müebbet hapse çarptırılmıştır. 16 Eylül’de Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, 17 Eylül tarihinde de Başbakan “Adnan Menderes” idam edilmiştir.” https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/1960-darbesi-27-mayis-1960-1388

Darbelerin ardı arkası kesilmeyecektir, çünkü kapı bir kere açılmıştır. “12 Mart 1971 tarihinde dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e askerler tarafından gönderilen muhtıra, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde askerlerin sivil ve seçilmiş siyasi iktidara yönelik doğrudan ikinci müdahalesi olmuştur. Bu müdahaleyle iktidardaki Başbakan Süleyman Demirel ve tek başına kurmuş olduğu Adalet Partisi Hükümeti iktidardan uzaklaştırılmıştır. Muhtıranın ve askerin tekrar siyasete müdahalesinin etkileri, yaklaşık 3 buçuk yıl kadar sürmüş, bu süre içerisinde, 1972 yılında CHP’nin 34 yıllık genel başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü, partide düzenlenen olağanüstü kurultayı kaybederek yerini partinin Zonguldak Milletvekili ve eski genel sekreteri Bülent Ecevit’e bırakmıştır…

 Bülent Ecevit, 1974 yılının Şubat ayında Necmettin Erbakan ile ortak bir koalisyon konusunda anlaşmıştır. CHP-MSP Hükümeti’nin kurulmasıyla, yaklaşık 3 buçuk yıl süren 12 Mart 1971 ara rejim süreci sona ermiştir.”  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/456356

Süreç bitecek gibi değildi.  70 li yılların sonuna doğru ülke de gerilim artıyordu7artırılıyordu. Sağcı-solcu kavgaları, alevi-sünni çatışmaları körükleniyordu. “27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 darbelerinin ardından Türkiye, 12 Eylül 1980’de bir kez daha darbe yaşadı. 12 Eylül’ü darbeci generaller Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın başını çektiği grup gerçekleştirdi. 12 Eylül 1980 günü ve sonrasında darbeciler hafızalardan, vicdanlardan silinmeyecek uygulamalara imza attı. Bu darbe Türkiye’ye karanlık bir dönem yaşattı. Darbe sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. 517 kişinin “ölüm cezasına” çarptırıldığı süreçte, 50 kişi idam edildi. Yüzlerce gazeteci için de binlerce yıla varan hapis cezaları istendi.” https://www.yeniakit.com.tr/haber/12-eylulde-neler-oldu-12-eylul-darbesini-kim-yapti-927158.html

“Siyasi partileri de lağveden askeri yönetim, liderlerini de sürgüne gönderdi. Siyasi yasaklar geldi. Darbeye liderlik eden 5 generalin oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu’ya kurdurulan hükümet, 21 Eylül’de göreve başladı.REKLAM TBMM kapatıldı, 1961 Anayasası ortadan kaldırıldı. Ülke 13 sıkıyönetim bölgesine ayrıldı. 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atandı. Belediye başkanlıklarına askerler getirildi. Darbenin ardından geçen 3 yıl içinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve askeri yönetimin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan 1982 Anayasası, yapılan “güdümlü” referandumla yüzde 92’lik “Evet” oyu aldı.” https://www.yenisafak.com/gundem/12-eylul-1980-darbesi-utancin-39-yili-2793368

Bu darbenin ardından yüzlerce masum insan hapishane köşelerinde ömürlerini tüketti. Akla hayale gelmeyecek işkenceler gördüler. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun bizzat kendisinden tırnaklarının sökülerek işkence edildiğini bu ve buna benzer başka çeşit işkencelere maruz kaldığını içim ürpererek dinlemiştim. Daha sonradan darbe yapanlarla ilgili davalar açıldı, cezalar verildi apoletler söküldü ama bu, insanın içine işleyen acıları yüreklerden söküp atmaya yetmedi.

Takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösterdiğinde bir grup asker 1980’li yıllara benzer bir kalkışmanın içine girdiler. Her ne kadar asker yapmış gibi gözükse de sivil bir gruptan -daha sonra terör örgütü olarak bahsi geçecek- talimat alarak girişimde bulunmuş ancak halkımızın büyük direnişi karşısında bu kalkışma başarıya ulaşmamıştı. Ayrıntılı olarak diğer yazımızda 15 Temmuzdan söz edeceğiz.

Yazımızın askeri darbeler bölümünü Ayvakti Edebiyat Dergisi’nde yayınlanan

O Gündü Eylüldü” şiirimizle noktalayalım.

Gelecek yazımızda Postmodern Darbeleri yazmaya devam edeceğiz.

O GÜNDÜ EYLÜLDÜ

“o zalimlerin üzerine taş yağdırması için gönderilen sürü sürü kuşları görmedin mi,

elbette gördün…”  (Fil Suresi)

bilginler, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar hep birlikte haykırıyordu,

“zalimler için yaşasın cehennem”

duymadın mı, elbette duydun:

gözlerimi açtığımda hüzünlüydü gökyüzü

katran rengindeydi

eylüldü ebabilleri çağırdığım gündü

bahçeye çıkmak yasak mı

değildi aslında

bahçeye çıktığı için babam

evimizin basılıp arandığı gündü eylüldü

gözlerimi açtığımda açtım, acıkmıştım ama evde ekmek yoktu

ekmek yoktu bakkallarda sokağa çıkılmıyordu yasaktı

odam asker doluydu postallarıyla odamdaydılar silahlıydılar

her yer asker doluydu babaannemin gözleri yaşla doluydu

o gün ebabilleri çağırdığım gündü eylüldü

o gün gökyüzü kederliydi

eylüldü

sokaklar çamurdu

komşu kızı Mücella umarsız bir kızdı

mektup yazmayı yeni öğrenmiş yeniyetme bir gençti

o gün mektubunu bana postalamam için verdiği gündü

eylüldü

postane kapalı hava kapalı gökten katran yağıyordu

simsiyahtı sokaklar askerler simsiyahtı silahlar simsiyahtı

o gün eylüldü ebabilleri çağırdığım gündü

o gün mahkemelerden adalet yağıyordu

idamlıklar bir sağcıydı  bir solcuydu

o gün eylüldü

ebabilleri çağırdığım gündü

gözlerden alevler fışkırıyordu

alevler masumların üzerine yağıyordu

ağlıyordu anneler bebekler ağlıyordu

silahlardan alevler fışkırıyordu

babalar ağlıyordu genç oğullarının çatışmasına

herkes dua ediyordu

o gündü eylüldü ebabilleri çağırdığım gündü

bilginler, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar hep birlikte ağlıyorduk,

görmedin mi, elbette gördün:

hep birlikte sürü sürü kuşları çağırdığımız gündü

eylüldü 12 eylüldü

http://kayserianahaber.com/-yeni-darbeler-ve-darbeler-i_m4939.html

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.